yazılar
 

 

 

 

 

 

 

Bu sayfaya erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

 

Asıl tehlikelisi otosansür.
Ortaokul yıllarındaydım, genç, heyecanlı, öğrenmek isteteyen, soran, sorgulayan bir öğrenciydim. Heyecanlı, öğrenmeye meraklı, sürekli okuyan... Birgün, meslek hayatının daha ilk yıllarındaki bir öğretmenim "Yarın velin gelsin!" dedi. Dumur olmuştum, ilkgençliğinin daha ilk günlerindeki bir çocuk için, yaşanılabilecek travmayı düşünebiliyor musunuz? Velinin okula çağırılması çok ağır bir şeydi, şimdisini bilmem ama bizim zamanlarımızda, bu çok gergin bir durumdu. Şikayeti daha da enterasandı, ki ben bugün bile onun şikayet ettiği şeyle gurur duyuyorum: "Çocuğunuz çok soru soruyor, ders yapamıyorum, herşeyi soruyor, sürekli soruyor, sürekli soruyor, sürekli soruyor" demiş; ders de İngilizce bu arada, yanlış anlamayın. Hâlâ soruyorum, aradan 20 yıl geçti, yine soruyorum, burdan öğretmenime selam ederim.

Yaratım sürecinin, her anlamdaki yaratım sürecinin, tohumlandığı zemin, oldukça verimli, özgür ve dişi bir toprak olmalı. Buna yaratıcının yaptıkları ettikleri, yaşamı, okudukları, sordukları, baktıkları da dahil. Beslendiği kaynaklar da. Yaratıcının, gerçekten yeni bir şey yapması beklenen kişinin, tam anlamıyla özgür olması, özgür yaşaması, özgür davranması gerek. Peki acaba biz ne kadar özgürüz? Ne kadar özgür yaşıyoruz? Yaşamdaki sansürden bağımsız düşünülebilir mi reklamcılıktaki sansür? Soruna, daha geniş bakmalı diyorum ben. Öncelikle bunu belirtiyor, sonrasında da konu başlığımıza ister istemez dönüyorum.

Bir reklam ajansının artı değeri nedir? Ya da bir reklam yaratıcısının? Bir reklam ajansından ne istersiniz? Bir reklam yaratıcısı diğer tüm meslektaşlarından nasıl ayrışır? Yaratıcı fikir, big idea ile. Reklam, en nihayetinde bir ticari faaliyetin, sürecin bir parçası, temel derdi "sattırmak" olan bir hareket. Bu "sattırma" derdini hızlandırmalı reklam ve onun merkezindeki yaratıcı fikir. Yaratıcı fikir nasıl ortaya çıkıyor? Bunun pekçok yöntemi var. Ama ilk adım, durumu bir problem olarak görüp onun çözümünü sunmak. En doğru, en hedef odaklı, en yaratıcı çözümü sunmak. Bunca mesaj bombardımanı arasında, dikkat çekici, sarsıcı, ama ve ama doğru çözümü sunmak. Peki, yaratıcı fikirler ortaya çıkınca ne oluyor? İlk önce aslında, içinde bulunulan ülke, politikacılar, stratejik gerçekler, tabular, ekonomik durumlar, siyasi baskılar, hassas konular, haller, duruşlar, oturuşlar, bakışlar, 'hiç o konuya girmeyelim'ler, "yaratıcı fikri" bir parça (!) değişime uğratıyor, yumuşatıyor diyelim daha doğrusu. Yaratıcı yönetmenler, yıllarca yaptıkları biçimde yapanlar, çok bilenler, stratejik departmanlar, ajans ortakları, patronlar, patroncuklar, lar lar lar... Sonra, hummalı bir ekip, komite, kurullar... Sonra, bizim bir arkadaşlar, müdürler... Şurası fazla olmuş, burasını biraz değiştirelim, şurası da böyle olmasa ama, ya aslında bu tam da bizi anlatmıyor, böyle yapsak daha iyi olur... "Müşterimiz ilanımızı çok ama çok beğendi, ellerinize sağlık; ama başlık değişecek, görsel değişecek, bir de logo biraz daha büyüyecek!" En nihayetinde, ortaya çıkan sonuç evet "doğru" sonuç, "sakin" sonuç, "iyi ve tehlikesiz" sonuç ama yaratıcı değil. Doğal olarak da temel derdi sattırmaya giden bir yolda değil. Evet bakılıyor ama görünmüyor, etkili olmuyor. Çünkü yaratıcı fikir, çoktan düşmüş vaziyette, içinde bir fikir barındırmıyor: "Üzgünüz, çocuğunuz ölü doğdu!" Taaaak, ajans değiştir, yaratıcı kadroyu kov, müdürü at!

Sonra, bu kadar sansürün ortasında kalan, özgüveni yenip bitirilen yaratıcı ve reklam ajansı, bir sonraki işte, daha sakin başlıyor. Dünya gerçeklerinin, ve süregiden daimi ekonomik krizin de etkileriyle, orta yolu bulmaya çalışan "yaratıcı", belki de işsiz kalma korkusuyla, cesaretini kaybediyor. Sansür değil onu engelleyen şey aslında, sansürün yaratıcının içine işlemiş, "mission is done" otosansür mekanizması. Yıllarca, reklam dergilerine, ağzımızın suyu aka aka bakıp "Gavur yapmış işte" ya da "Ya, ne güzel işler yapıyorlar abi ya. Ama yok canım, Türkiye'de böyle işler yapmak ne mümkün!" demedik mi yıllarca. Ne alıkoydu bizi bu tarz, bu denli cesur işleri yapmaktan. Bir yerinden başlasaydık, emin olun şimdi olduğumuz yerin çok ötesinde bir yerlerde olurduk. Yine de yaklaşamazdık belki o dergilerde gördüğümüz işlere ama buralarda olmayacağımız da bir gerçek. Yaratım süreci barındıran tüm disiplinlerde geçerli bu "otosansür" mekanizması. "Başımıza iş almayalım" mantığı. Bu durum aslında, tüm dünyada yaratıcılığın nasıl sekteye uğratılmaya çalışıldığının, yaratıcının işinin zorlaştığının dökümü. Peki sadece reklam yaratıcısının mı? Hayır, tabii ki. Tüm bu baskılar, zorlamalar bütün yaratıcı disiplinler için geçerli. Edebiyat için de, karikatür için de, fotoğraf için de, tiyatro için de. Ama hep en ortada olduğu için, reklam bunu en azından halka açık yerlerde gösteriyor.

Buraya kadar, yaratıcının hayatla imtihanı meselesini irdeledik. Peki, üzerinde yıllarca çalışılmış, bir yığın güdüyle korunan, eğitim politikalarıyla kurgulanan, 'okuma, sorma, görme, bakma' telkinleriyle empoze edilen ve oturtulan otosansür mekanizmasından kaçan işler ne olacak? Hiç mi yok? Otoritenin değişmesiyle, dengelerin değişmesiyle farklılaşan bakışa göre şekillenen sansür? Reklam ajansının iktidarının medyaya geçmesiyle ve "kaybetme korkusuyla" özgüvenini kaybeden reklam ajansının gücünün reklamverene geçmesiyle ortaya çıkan sansür? Devletin ve milletin bekaası, sarsılmaz değerleri, sorgulanamaz kimliğini yıkma amaçlı, aşağılayan, sorma ve sorgulamanın dışındaki yargılamaların ve etik değerlerden yoksun, entelektüel zeminden kaymış, çamurlamaların ve suçlamaların serbestisinden bahsetmiyorum şüphesiz, lütfen yanlış anlaşılmasın. Etek boylarından, dansöz repliklerinden, mayo reklamlarından, yakası açılmamış gömleklerden bahsediyorum... Onlar ne olacak?

Eeee, onları da otorite yakalar hiç merak etmeyin siz.
Yakalar, siler, karalar, uzatır, yasaklar, ham yapar.
Size kendinizi sorgulatmaz, otosansür'ünüze "zeval" gelmez.

Ama unutmayın, mekanizma hep daha fazlasını isteyecek!

 

Ender Emiroğlu
Reklam Yazarı / Yaratıcı Yönetmen
Reklam Yaratıcıları Derneği Disiplin Kurulu Başkanı
IAA Uluslararası Reklamcılık Derneği Genç Profesyoneller Üyesi

 

(Bu yazı, RYD Arasıra dergisinin 3. sayısında yayımlanacaktır.)

 

Bookmark and Share


 

Yazılar

 

 

 

anasayfa