
yazılar |
|
Ender'le Ece Reklam dergisi için "Hariçten Gazel Okuma Denemeleri 1"
Merhaba arkadaşlar, Biz yıllardır reklam sektöründeyiz, bilenler bilir. Yıllardır konuşuyoruz, yazışıyoruz, sektörün sorunlarına, meselelerine, hallerine, gidişatına, duruşuna, oturuşuna kafa yoruyoruz. Düşünüyoruz, dedikodu yapıyoruz, konuşuyoruz, yazışıyoruz. İşin en keyifli yanı da, farklı disiplinden, farklı departmanlardan iki kişinin bu konuda, sektör üzerinde konuşması. Hep tartışır müşteri ilişkileriyle yaratıcı kadro, hep tartışır, hep kavga eder hatta, içten içe kin besler birbirine. Kim haklı bilinmez, ama keyiflidir bu tartışmalar, iş üzerine her türlü tartışma da yapıcıdır sonuçta. Biz, Ender Emiroğlu ve Ece Karaboncuk, birimiz müşteri ilişkilerinden, birimiz yaratıcı kadrodan, tartışmalarımızı, konuşmalarımızı, mailleşmelerimizi, kavgalarımızı buraya taşımaya karar verdik. Belki biraz boş konuşacağız, belki de dedikodu yapacağız, belki dönem dönem sektörün önemli bir sorunu üzerine kafa patlatacağız. Ama her ay burdayız. Zaman zaman konuklarımız olacak, onların da fikirlerini alacağız, sizlerin de her türlü sorunuza, sorununuza, kutlamanıza açığız. Zaman zaman çok bilimsel, bazen çok geyik, bazen çok eğlenceli, bazen de de çok öğretici olabiliriz. Aman dikkat!
Ece slm,
Ender dostum selam :)
Ece merhaba tekrar Globalite her yeri ve herşeyi kapsıyor işte eninde sonunda. "Dünya, kocaman bir mağaza" tanımından nerelere geldik bak. En nihayetinde, temel amaç pazarlama: Kişinin bir marka olarak kendini pazarlaması. Kişisel bilgi, artık en kolay ulaşılan şey. Peki ne sağlıyor, bilgiye bu denli kolay ulaşmak. Biraz tembellik, biraz uyuşmuşluk hissi, ve çokça zaman-mekan algısının kaybedilmesi. Apaçık artık hayatlarımız. Ve yıllar once duyduğum bir tez vardı, ya da bir kural mı demeli: "3 Kişi Kuralı" Yani, istediğin herkese, kendi hayatındaki 3 kişiyle ulaşabileceğin, ulaşma kolaylığın. Şimdi daha net artık, bu iletişim furyasında bu sanırım. Gerçekten de, hatta 3 kişiye gerek bile kalmadan ulaşabiliyorsun istediğin kişiye. Ama eğer söyleyecek birşeyin kaldıysa. Şimdi mesele şu: Bu sanal arkadaş listeleri, kişisel anlık mesaj gönderme proğramları, kısa mesajlar nereye varıyor, ne kadar işe yarıyor? Sanal arkadaş listeleri dedim ya, aslında tam da burada gizli: Sanal. Yani, zaten ben kendi arkadaş listemi kendi hayatımda kurmuşumdur, kurdum. Bir listeleme yaptığımda, o listeye yeni, eski, geçmişten, geniş çerçeveden insanlar eklediğimde o liste ne kadar gerçek? Evet 450 kişi var listemde. Ama ne kadarı arkadaşım? Ne kadarıyla, nasıl bir bilgiyi paylaşabilirim, ve hangi sıklıkta iletişim kuruyorum? Bir başarı sağladığı gerçek, bir pazarlama enstrümanı olarak kullanıldığında, bu bilgi bombardımanında bile etkili olacağı gerçek, ama bunun bireysel olarak her bir kişiye gerçekçi faydası ne? Türkiye'deki reklam sektörünün gelişimini, değişimini nasıl buluyorsun? İlerliyor muyuz sence, yoksa yerimizde mi sayıyoruz? Şimdi sen müşteri ilişkileri cephesinden bakınca, terminolojiler, tanımlar, hedef kitle ayrışmaları anlamında ve hatta "bilimsel reklamcılık" ya da "bilerek reklamcılık" adına ne diyorsun? Ve hatta, oradan bakılınca yaratıcılık adına, bence biraz durgunlaşmış, ve hatta geri gittiği bile söylenebilen "yaratıcılık" adına neler diyeceksin? Evet artık okullarımız var, evet artık tanımlarımız var, evet artık her türlü bilgiye kolayca ulaşıyoruz, ve evet artık her türlü satın alma kriterini değerlendiriyor, her türlü beğeni kriterini netleştirebiliyoruz. Ama ya reklamcılık? Gerçekten reklamcılık yapıyor muyuz? Benim kişisel olarak, beğendğim, izlemekten keyif aldığım reklamlar çok azaldı bugünlerde? Bunu, son yıllarda yaşanan krizlerin ardından, sektörde yaşanan boşaltmaya bağlıyorum ben. Ve sonra hatta, ajans hizmet paylarının iyice düşmesi de bir etken tabii ki bunda. %17'yi hatırlıyor musun? Ender Emiroğlu
Selam, selam, selam... Nasıl becerdik bilmiyorum ama bu haliyle sohbetimiz çok keyifli oldu birden farkında mısın? J Yani sen ne dersen de, sanırım insanlık konuşmaktan yoruldu, yazıyı yeniden keşfettik internet sayesinde... Ben sanal alemde network oluşturmayı (ya da varolan network'ünü sanal ortamda listelemeyi) bir çokları kadar yabancı bulmuyorum aslıma. Hani bilirsin bu popüler kültürü beğenmemek bir başka popülerdir bizim ülkemizde. "BBG'yi hiç seyretmedim şekerim ama Ahmet de ne yakışıklı çocuk ama değil mi?","Türk dizilerinden nefret ederim, sadece cnbc-e seyrederim tv'de. Ama Binbirgece'de Onur bu hafta çok perişandı." gibi gibi gibi... Yani aslında seyretmeyiz bu tip programları ama mutlaka bi göz atmışızdır J Bence bu facebook trendi ve sanal dostluklar telaşı da buna benzemeye başladı. Geçenlerde bi dostum, facebook'ta karşılaşmanın ne saçma ve soğuk olduğundan bahsetti ve benim de bunu garip bulup bulmadığımı sordu. Ona kısa bir cevap yazdım. Aynen eklemek istiyorum buraya. "Yo aslında hiç de garip değil. Ya da artık benim işim en çok bu mecrada olduğu için kanıksıyorum bu durumu. Seviyorum da hatta. Hatta daha rol'süz buluyorum burayı. Daha cesaretli oluyor insanlar ve egolarına daha az yeniliyorlar çoğunlukla klavye başında. Tabii bu benim izlenimlerim sadece... Duygu ve soğukluksa bana işlemez. Ben insanın hangi şartlarda olursa olsun sevgisini geçirebildiğine, görmese de sevebildiğine defalarca şahit oldum, sen de bilirsin. İfade etmek yani ifade edebilme gücü o kadar az insanın elinde silah ki, bunu hangi koşullarda yaptıklarından çok içeriği, samimiyeti, hissettirdikleri ve ruhuma dokunuşlarıyla ilgileniyorum. Yani kısaca ben burada yer almaktan çok mutluyum ve hakkıyla kullanıyorum facebook'u. Herkesi nereden tanıdığımı işaretliyorum, tanımadığım insanları almıyorum ve sevgimi, hüznümü, keyfimi ve günümü yazıyorum...." İşte sanal dostluk mu network oluşturmak mı bilemedim ama ben bu platformda hakkını vermeye çalıştığım rolümü seviyorum. Hatta bunun kaymağını da yiyorum, güzel bir listem var. Bu listemdeki isimlerimlerin dostluklarını, arkadaşlıklarını sınamıyorum. Bu sınama zaten öyle büyük bir lokma ki bence... Sadece onlarla günü paylaşma kolaylığını yaşıyorum internet sayesinde. Düşünsene saçımı kestiriyorum ve bir saat için de hepinize bunu duyurabiliyorum ve fikirlerinizi bile alabiliyorum. Zekice bir teknoloji kullanımı bence yani... Bir de reklamcılıkla ilgili tahtaya kaldırmışsın beni. Ne çok soru sormuşsun böyle, dur bir dakka... Aslında haklısın, benim de bu anlamda söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. Reklamcılık nereye gidiyor sorusunun içini dolduramam ama. Yani bu soru da sanki yukardaki gibi popüler bir gündem oldu bence sadece. Ancak bilim ve bilimsellikle ilgili fikrimi sormuşsun ya, ben işte tam da bu noktada müdahil olmak isterim konuya. Yıllarca üniversitede fizik okumuş ve ilk gençliğini labaratuvarlara kaptırmış analitik biri olarak stratejiye ve bilimsel yaklaşıma çok inanıyorum reklam etiğinde. Yaz başında bir mecrada "Yaratıcılık yok ki, strateji var" diyen bir blog yazım yayınlanmıştı. Çok yorum aldım bu konuda. Pek çok creative'in deli saldırısına uğradım J Bir kısım sektör profesyoneli dostumsa beni anladığını söyledi. Aslında ben senin de fikrini merak ediyorum. Kısaca şöyle düşünüyorum; Müşterilerin pazarlama planları üzerine pazarlama iletişim planı yapmakla sorumlu olan ajansların hazırladıkları iş planları mutlaka hakkıyla yapılmış araştırmalara, hedefkitle insight'larına ve deneyimlere dayanıyor. Bu iş planından çıkan bir müşteri brief'ini creative brief haline getirmek gerçekten analitik bir süreç. SWOT'un, araştıma rakkamlarının, başarı öykülerinin ve deneyimin yoğurduğu bir süreçten geçen yaratıcı brief aslında yaratıcı ekibe neyi, nasıl söylemesi gerektiğini çizmiş oluyor. Aslında zaman zaman hem müşterilerin hem de ajansların, maalesef zaman kaybı gibi gördüğü bu aşama, aslında yaratıcı ekibin bir işi tekrar tekrar yapmasını engellemek için son derece önemli. Yani iyi kotarılmış ve müşteriyle el sıkışılmış bir yaratıcı brief aslında yapılacak tasarımın bi anlamda röntgeni diye düşünüyorum. Ne dersin? Ha ha ha J (Bak bu da sanal alemde kahkaha atan halimiz) Nasıl da sana attım bir anda topu. Sorar mısın bu kadar çok soru bana. Çektim birini cımbızla içinden ve yazdım durdum. Hadi şimdi sıra sende. Yaratıcı ekipten biri olarak kılıcını kuşan gel. Yaratıcılık yok, doğru brief var diyorum. Savaş benimle J Sevgiler... Ece Karaboncuk
Ece bir dakka, bir dakka, Yaratıcı brief'in yaratıcığı körüklediğini, yaratıcıların işini kolaylaştırdığını yadsımıyorum, reddetmiyorum. Ama "yaratıcılık yok, doğru brief var" cümlesine sonuna kadar itirazım var. Evet, doğru brief vardır ve ancak etkili bir yaratıcılıkla birleşirse çalışır. Tek başına doğru brief asla çalışmaz. Çalışır tabii bir yandan ama, işte ortaya tatsız tuzsuz bir şey çıkar ki, etrafta onlardan çok var zaten. İşte burdan konuyu ben şimdi, krizlerle birlikte içi boşaltılan, boşalan Türk reklam sektörüne taşımak isterim ki orası ayrı bir derya deniz, bir gelecek ayın konusu olsun mu? Toparlamak gerekirse, ben ne diyorum? Ben diyorum ki, evet doğru brief vardır, verilerden zekice cımbızlanarak çıkartılmış, olgularla, durumlarlar, hallerle, verilerle desteklenmiş doğru ve yaratıcı brief vardır, yolun kestirmeleri işaretlenmiş, kısayolları çizilmiş yaratıcı brief' vardır; ama bunun üstüne, işi kolaylaştırılmış, gereksiz malumatlarla kafası karışmamış yaratıcı bir de yaratıcılığını eklerse, ki olmazsa olmaz, o zaman tadından yenmez. Ama tek başına ne doğru brief, ne de yaratıcılık. İşte burda takım oyunu başlıyor. Atlanılan bu mudur yoksa? Önümüzdeki ay görüşmek üzere... Ender Emiroğlu
|