
20.07.2007
işte şimdi de gündeliğin peşine düştüm, iyi mi? bu sayfada, düz temiz beyaz bir kağıda, günlükleri, gündelikleri, aklımdakileri yazacağım. kendime köşe yaptım, bir şekilde köşe kaptım.
23.07.2007
sustum. ne desem? sustum.
24.07.2007
yollardayım. bir kentten diğer kente hayatımı taşıma derdindeyim. bir kentten bir kente kendimi taşıma meselesindeyim. yukardan bakıyorum, çok yukardan belki kendime, belki yola, belki toprağa, taşa...yollardayım işte, eninde sonunda. yazıyorum, yaz + ı + yorum. yollardayım. yorgun muyum? belki. konuşmak istiyorum. denizin kenarında, dinleyerek, susarak, öylesine... diyorum ya, "hayret içindeyim, daire çiziyorum".
31.07.2007
"bu dünyada mutluluk iyilikten gelir. tutkudan ve istekten arınmak, egoizmden kurtulmak ise gerçek mutlulugu bulmaktır. acıların tümü bağlandığımız şeylerden gelirler. mutlu olmak istiyorsan, hırsından arın, sahip olma duygusunu unut ve hiçbirşeye bağlanma. tanrılar sadece ruhunda öfke barındırmayan insanlara ulaşabilirler!"
01.08.2007
"... sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun. oysa biz artık orta düzeydeki insanların çağında yaşıyoruz. orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür... fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder... hiç bıkmaz. amipler her zaman kaplanlardan çok yaşar. çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. o ölümsüz tekdüzelikleriyle. kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır." şibumi, trevanian
05.08.2007
bisiklet ne güzel bir zevkmiş yahu. yaşanamamış bir çocukluk mu? ne önemi var, iyiyim, iyiyim. eski şiirler gibi, eski sinemalar, akdeniz kasabaları gibi içim. rüzgarla beraber.
07.08.2007
şarkılarla, şiirlerle ilerliyorum bugün de. 3 güzel ile. dinledim, sevdim. istanbul'u yeniden keşfetme derdindeyim. dinlediklerimle, izlediklerimle, sevdiklerimle, okuduklarımla.
mizan, my istanbul http://www.youtube.com/watch?v=E7VKrklooBU
mehmet güreli, kimse bilmez http://www.youtube.com/watch?v=0rmy7VJxZV4
grup baran, kanatlarında kaldı bahar http://www.youtube.com/watch?v=Vfyo2qNE-Lk
08.08.2007
şimdilerde izlediklerim, yoğun olarak zeki demirkubuz külliyatı. sırasıyla, karışık... itiraf, yazgı, üçüncü sayfa, masumiyet, kader, c blok, bekleme odası. parçalı, ham, karışık, peşpeşe. tekrar. tekrar. tekrar.
www.demirkubuz.com
09.08.2007
sahi umay nerede? mavi ojeleriyle, mavi saçlarıyla, içimizi okuyan sesi, içimizi acıtan yorumuyla umay umay nerede?
umay umay, düşmedim daha http://www.youtube.com/watch?v=lgm-N5sLp5o
12.08.2007
kader, masumiyet'in devamı mı? yani bire bir devamı mı? bunu tartışmak ne kadar gereksiz geliyor şimdi. ne önemi var ki? benzer hikayeler yok mu hayatımızın içinde, orda, burda, yanıbaşımızda, etrafımızda. bire bir devamı olsa ne olur, olmasa ne olur! bana komik geliyor bunu tartışmak. kader, çok güzel bir film, hepsi bu. birkaç küçük anahtar var, küçük ipuçları, onları sevdim ben, bağlantı sağlaması adına.
1. kader'de ufuk bayraktar, otele geldiğinde, erkan can film izlemektedir. "ne izliyorsun abi?" dediğinde, "öylesine bakıyorum işte" diye cevapladığı, televizyondaki film, sadece sesinden anlaşıldığı üzere "masumiyet". hatta en can alıcı sahnesi: haluk bilginer'in derya alabora'ya bağırdığı sahne.
2. ufuk bayraktar'ın deri montu: en son sahnelere doğru, ufuk bayraktar'ın kars'a giderken üzerindeki deri mont, masumiyet'te güven kıraç'ın giydiği deri montun çok benzeri mi, bire bir aynısı mı, yoksa ta kendisi mi?
3. hata yok, hata değil aradığım, sorduğum, hatta hata aranması da gereksiz bence. bire bir devamı olduğunu kim iddia edebilir ki. birbirine benzer, çok benzer iki hikaye sadece. zamana karşı, mekana karşı da biraz. sadece, kader'de ufuk bayraktar en son kars'a giderken, vildan atasever'in peşinde; masumiyet'te diyarbakır demişti haluk bilginer. bu da kafama takıldı işte. takılmasa da olurdu!
13.08.2007
"bir de şu var: artık modern dünyanın insanları itirazlarını kaybettikleri üzerine kurmuyorlar, kaybettikleri üzerine çok dert taşımıyorlar, bunun acısını çok fazla çekmiyorlar; tersine daha akli, daha rasyonel bir hayat duygusu taşıyorlar. buna rağmen, ruhlarında, özellikle birey olarak, kaçırdıkları, özlemini yaşadıkları çok fazla şey var. bunların başında da aşk ve tutku geliyor. ne pahasına olursa olsun, nasıl olursa olsun böyle bir tutkunun eksikliğini hissediyorlar. masumiyet ve kader’in daha çok beğenilmesinde bu da etkili." demiş zeki demirkubuz.
05.09.2007
şelâle. suyun içinden geçtim. kırmızı beyaz çizgileri izleyerek, taşa dokundum, toprağa bastım. suyun içinden geçtim. belki de en çok kendi içimden geçtim, kendimden geçtim. şelâle, mağara, salıncak, hamak. müzik ve hep müzik. neydi bu? kabile mi? bir kabile ayini mi? yoksa, epi topu, kan kardeşliği mi? suyun içinden geçtim. dalgalarla, sincaplarla, ağustos böcekleriyle, akrep zehirleriyle. balık adamlar, çiçek çocuklar, ateş çeviren kadınlar. vurmalılar, çalmalılar, neyler, neyzenler. suyun içinden geçtim. şimdi artık neyin izini süreceğim, şimdi artık neyin izini sürebilirim? shaman, zehir, esrarengiz geceler ve siyahiler. suyun içinden geçtim, ağaç dallarına çarpa çarpa, su olduğunu anlamadan ama. bir daha gitmeliyim. sağ ayak, sol ayak, yarım daire. "yollarda sallana sallana kapısının önüne dayandım", çaye çuye, doktore, clandestino, istanbul'da kimim var?
suyun içinden geçtim. kendime gelemedim!
10.09.2007
sis. ve pus. dağ kendini gizler. göl biriktirir. köprü öyle orda, durduğu gibi. çeliktir. köklerimiz, verniklenerek, verniklendiğinde, verniklenirse. iki arada, bir derede. kent ne zaman gerçek kenttir? belleksizleştiğinde mi insan? ya da şöyle sorayım istersen, daha iyi anlayacaksam. kent olanaklarla kendi olur? yine anlamadım ne sorduğumu? aslında anladım da anlatamadım. yani diyorum ki, sevgili ben, olanaklar kenti kendi gibi olmaktan alıkoyar mı? içinde bulunulan durumlar yani? yani, sevmediğin bir kent, aslında sevmediğin kent midir, yoksa o kentin içindeki sen mi? o kentin içindeki kendin mi? baktığın yer değiştiğinde, kendin de değişirsin ya ister istemez, işte o zaman kent de değişir mi? değişir elbet. kenti kent kılan kendindir. yoksa kent hala o eski kenttir. baktığın yerdir, baktığın yerden görülendir. evet kent de belki değişebilir ama kendinin değişmesi daha da görünendir, görüneni değiştirendir. yoksa ne kent değişir, sen değişmezsen, ne köy, ne evren. şimdi çok sevdim o kenti, yukardan bakınca elbet. yaşadıkça bir de. şüphesiz yanımdakiyle, kesinlikle. neyse ne.
ezginin günlüğü, çeyrek, güzel.
01.10.2007
yüz kitabı. yüzlerce yüz. "gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri". facebook sanaliyeti.
15.10.2007
uzun zaman olmuş. denize gittim, sarı kumlarıyla, birikmiş ağaç dalları. yeni bir kente alıştırıyorsun kendini. benim bildiğimdi zaten. sen alıştırıyorsun kendini. müzikle hem de. benimle. filmlerle. hayret içindeyim, hayret içindesin sen de. kocaman daireler çiziyoruz. ağaçlarla, balıklarla yürüyoruz. tebessümlerle ilerliyoruz. hiçbir şey kalmasın, hepsi silinsin hepsi. hepsi silinir en nihayetinde, hiçir şey kalmaz, merak etme. tertemizdir hafızanın kökü. demiştim, derim, derdim, "insan bir karşılaşmadır" en nihayetinde. öyle ya da böyle. karanlıkta dans, björk. bendirlere vurarak, bas gitarlara, darbukalara bir de, sabaha kadar, müziğimizle. ayurveda. nerden geldi acaba bu kelime. bir anlamı vardır elbet. ayurveda. haller değişince, durumlar da değişir,. bakış da, duruş da, hal ve oturuş da. güzel burası, sen de güzelsin, sen güzelsin, bu güzel. zeytin, en güzeli zeytin, hiç şüphesiz. kuşkusuz zeytin.
20.10.2007
film yapmak istiyorum. sinema enterasan bir şekilde içine çekiyor beni. sinema yapmak istiyorum yahu. şimdi baktığım her yere film karesi gibi bakıyorum, her kareye sinema perdesi gibi. hikaye arıyorum, güzel bir hikaye. gerçekten etkili, keyifli bir hikaye. sinema yoğun bir şekilde çekiyor beni içine. düşünürken bile keyif alıyorum, belki çekeceğimden bile daha çok. film yapmak istiyorum çok. bir hikaye yazacağım ve bir film yapacağım. mutlaka.
21.10.2007
turgay kantürk, şiir istedi no dergisi için, yeni sayıya. iyi geldi bu bana. yeni sayı için, şiir vereceğim turgay kantürk'e, no dergisi'ne.
03.11.2007
kıbrıs gazetesi'nden bedia balses, gazetedeki 2 Kasım 2007 tarihli "Düşün Sanat" köşesinde, "uzaktan" şiirimi ve 10.09.2007 tarihli gündeliğimi alıntılamış. bu köşenin görünüyor ve okunuyor oluşu sevindirdi beni, mutlu etti çok. teşekkürler bedia hanım.
kıbrıs gazetesi, düşün sanat, bedia balses, 2 Kasım 2007
05.11.2007
9, bir ümit ünal filmi. keyifli, deneysel, güzel. senaryosu, oyuncuları, çekimi. gerçekten zamanının biraz ötesinde bir film. atladığım bir filmdi, aradım buldum, izledim. içimdeki film çekme, sinema yapma arzusunu çoğalttı, artırdı, kışkırttı bir daha. ellerine, yüreğine sağlık ümit ünal . ve bence gerçekten atlanmış bir film. izlemeli. mutlaka izlemeli.
07.11.2007
bu ses, bu ses, bu ses. ney üflüyorum. sesten sese geçiyorum, seslerin içinde bekliyorum, seslerin içinden geçiyorum. sadece ney üflemiyorum şüphesiz, bir biçime giriyorum, bir biçimi deniyorum, bir biçimde düşünmeye başlıyorum. ney üflüyorum.
13.11.2007
sen şimdi yoksun. bense ağır yoksunluktayım. sen şimdi yoksun, uzaklardasın. bense ağır can sıkıntısındayım. sen şimdi yoksun. bense ağır yollardayım. gelsene. anlam boşalması yaşıyorum, gerçekten anlam boşalması. yitirdim herşeyi, öylece eşya da, tabiat da, doğa da, kitap da, müzik de anlamsızlaştı artık. kalakaldım. elim, ayağım tutuldu sanki. sen şimdi yoksun. nerdesin ki? aynı göğün altında olmak kesmiyor beni. aksine daha da zorlaştırıyor nefes almamı. yanımda olmanı istiyorum. yanımda. "seninle gezmeliyiz hep ama illa seninle." sen şimdi yoksun. "bir geziye çıkmalıyız ve gezip görmediğimiz her yeri tamamlamalıyız." sen şimdi çöl ortasındasın, akdeniz güneşindesin. sen şimdi en çok da ağır özlemimdesin. uyusam diyorum, uyusam ve uyansam, sen gelmiş olsan. kaç saat uyusam. uyusam uyansam ve sen gelmiş olsan. sen şimdi yoksun. aksine zaman durmuş gibi sanki, ağır saat ilerlemiyor. saaterce tik sesi çınlıyor, sonra saatlerce tak sesi. sanki. sen şimdi yoksun.
19.11.2007
senin gelmen baharın gelmesidir. senin gelmen, kapılarla gelmen, kokularla gelmen, camlarla, kumaşlarla, seramiklerle, baharatlarla; senin gelmen ipek yolunun bana çıkmasıdır. hoşgeldin. işte burada duruyoruz seninle. burada durup bakıyoruz. geleceğimiz yer burasıydı, ya da işte buradan başlıyoruz tekrar. buradan yola çıkıyoruz. hoşgeldin. bunca karmaşa arasında, bunca bombardıman altında, bunca yoğunluğun yanında, senin gelmen, senin olman esastır. içim büyüyor, içim kocaman oluyor. senin gelmen güzeldir. zeytin gibi, deniz gibi, kekik gibi. senin gelmen. ipek ve baharat, ve küçük çakıltaşları gibi. yollardan geçerken biriktirdiğim çakıltaşları. yürürken yerden eğilip aldığım odun parçaları gibi. senin gelmen, toprağın farkında olmak, denizi tamamlamak, geceyi daha iyi anlamak gibi. senin gelmen, işte en nihayetinde insanın kendine dokunması gibi.
21.11.2007
eyvallah. herkese eyvallah. derin bir durum. kimilerine, kimi durumlara, kimi hallere eyvallah o zaman. olgunluk. hmmm, belki. zor eyvallah demek. eyvallah'ı yakalamak da zor. eyvallah'ı yaşamak da. ama varınca oraya, sanıldığının aksine, özgüveni artırıcı bir hal. ve duruş. eyvallah. benim yolum bana, senin yoluna eyvallah. insanın bakışını netleştiren, görüş açısını genişleten bir durum. uzun bir şiirin peşindeyim gene. yonttukça, kazıdıkça derinleşiyor. kafa yoruyorum çokça, hallere, durumlara, duruşlara. yine sakin değilim şüphesiz. ama benim derdim kendimle. coğrafya, zaman, mekan, algı halleri. kronotop kavramının peşindeyim. siyahiliğin izindeyim de. kelimeler ve şeyler. epi topu kendime çıkacağımı da biliyorum. eninde sonunda. dingin mesela. kendiliğinden ya da. işte sana eyvallah. hepsi birbiriyle akraba bunların, koyun koyuna uyuyorlar. ince misinalarla birbirlerine bağlanmışlar, ya da örümcek ağlarıyla. eyvallah. iyidir eyvallah'ının olması. cebinde, dilinde, elinin altında bir eyvallah her zaman iyidir. sakin tutar seni. nefesli tutar. iyidir, iyidir eyvallah. teslim değil şüphesiz, tamam, peki gibi değil yani. eyvallah'ı diyen de, duyan da, öyle olmadığını bilir, ya da bilsin. eyvallah daha derindedir. başka bir yerden gelir. hem geldiği yer, hem de gittiği, başka bir ses eşiğindendir. bilenler bilir. eyvallah.
22.01.2008
suyu, suyun, suya... toprak, taş, ağaç ve dala. "hiçbir yara deşilmeden iyileşmez!" yara yara yara.
23.01.2008
ne varsa hakkımda çıkmış orda burda, alıntılanmış, yorumlanmış, yazılmış, çizilmiş toplayabilir miyim acaba çabası bu. zor tabii biraz. ama bir yandan da kolay internet sayesinde. google'lamak diyoruz ya adına, dökülüyor herşey bir bir. hepsini derleyip toplayıp sunmak istiyorum bir yandan okuyana, bir yandan da kendime şüphesiz.
bedia balses, "kapan" şiirimi alıntılamış, 18 ocak 2008 tarihli köşesinde:
bedia balses, kıbrıs gazetesi, kenar çizgisi, 18.01.2008
onun dışında, eslapitipiti isimli blog yazarı, önce 19 kasım tarihinde, enderemiroglu.com'dan
önce "isyan ı" şiirini, imzayı ve bir fotoğrafımı alıntılamış: eslapitipiti blogu, 19 Kasım 2008
sonra da, 29 kasım 2008'de, gündelik köşesinden 13, 19 ve 21 kasım günlüklerini alıntılamış: eslapitipiti blogu, 29 kasım 2008
sonra da, biraz benden bahsetmiş: eslapitipi blogu, 29 kasım 2008
şimdilik ulaşabildiğim bunlar.
bir de deneme yaptım, bugün yani 23 ocak 2008, saat 16:16 itibarıyle:
1. enderemiroğlu'nu google'da search edince 999 sonuç çıkıyor. (yumuşak g ile, bitişik)
2. enderemiroglu olarak search edince 1470 sonuç çıkıyor. (g ile, bitişik)
3. "ender emiroğlu" olarak search edince 5790 sonuç çıkıyor. (yumuşak g ile, ayrı)
4. "ender emiroglu" olarak search edince ise yine 5790 sonuç çıkıyor. (g ile, ayrı)
ve evet, no edebiyat ve sanat seçkisi'nin 3. sayısına, yepyeni bir şiirimi verdim: "kırk merdiven". şimdi heyecanla derginin çıkmasını beklemekteyim.
dışarısı gıpgri bu arada, akşama kar fırtınası bekleniyor (muş).
29.01.2008
burayı takip eden tüm okurlarımdan, tüm yazarlarımdan, tüm ilgilenenlerimden bir küçük isteğim var, bir küçük düzeltmem, bir küçük hatırlatmam: hiç itirazım yok, şiirlerimi birtakım internet sitelerinde yayımlıyorsunuz, altına tabii ki benim ismimi, imzamı atıyorsunuz, ellerinize sağlık. yazmayın demem, yayımlamayın demem.
sadece uyarım şu: lütfen imzamı, ismimi "enderemiroğlu" olarak bitişik yazınız.
beni okuyanlardansanız, bilirsiniz ki, ismimi bitişik yazar ve şair olarak imzamı öyle atarım, yıllardır bunu böyle yapıyorum, ve edebiyat dergilerinde bu haliyle kabul görmesi için çok çaba sarfettim. şimdi, en azından siz de benimle aynı duyarlılığı gösterin. enderemiroğlu şiirlerini okuyanlardansanız, ve eğer şimdiye kadar yazdığınız yerlerde imzamı bu şekilde düzeltme olanağınız varsa, düzeltmenizi rica ediyorum.
ve hemen www.lafmacun.org'da septimus isimli yazarın eklemelerini yazayım:
1. "bana gidiyorsun seni de getir" şiirimi eklemiş lafmacun.org'a
2. "pansuman" şiirimi eklemiş lafmacun.org'a
3. "vur ha!" şiirimi eklemiş lafmacun.org'a
septimus'a çok teşekkür ediyor, "ender emiroğlu" olarak yazdığı imzamı "enderemiroğlu" olarak düzeltmesini tekrar hatırlatıyorum.
kar fırtınası -hâlâ- bekleniyor. evet az da olsa kar yağdı ama fırtına henüz yok.
08.02.2008
güneş. deniz. istanbul. can sıkıntısı. gerçekten karşılaştığın hayatla, gerçekten yaşamak istediğin hayatın örtüşmemesi. ne oldu peki? hayallerle besleyip besleyip bizi, geleceğe dair vaatlerle, "vaatler imparatorluğu"nun prensleri, prensesleri, bıraktılar bir başımıza. ne söyledikleri kaldı şimdi, ne vaat ettikleri, ne umut verdikleri, ne de heves ettirdikleri. şimdi fark ettik ki, hepsi sonuçta, epi topu bu imiş, buymuş. süslü kelimeler, ışıltılı metinler, marşlar ve şarkılar, şiirler ve filmler nerede peki? cinnet zamanlarıysa eğer, eğer gerçekten 25 yaşında bir genç adam, tabancayı dayayıp güneşe bakan yüzünün altına, tetiği çekebiliyorsa, ki gerçekten karşılaştığı hayatla sandığı hayat örtüşmediğinden, herşeye ve herkese rağmen, tetiği düşürebiliyorsa kafasını patlatma uğruna, ortada bir sorun var demektir. diyorlar ki bana, kandan bahsediyorsun, kuru kandan... kan değil benim bahsim, benim bahsim gerçekten ahlak! gerçekten kişisel ahlak, bireysel ahlak, duruş ahlakı, varoluş ahlakı, benim derdim ağır ahlaksızlık.
güneş. deniz. istanbul. kaybettiğimiz arkadaşlıklar, dostluklar. kaybettiğimiz, gerçekten kaybettiğimiz toplumsal duruşumuz, toplumsal ahlakımız. ki şüphesiz etik'ten bahsediyorum, etek ahlakından değil. etik yokolduysa, duruşumuz bir kere kaydıysa, davranışsal ahlak nereye giderse gitsin.
"aslolan niyettir!" gerisi teferruat.
o uzun masalardan, heyecanlı kalabalıklardan, susmayan telefonlardan, rakı masalarından, ölümüne sevdalardan kim kaldı geriye?
15.02.2008
"devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. yürüyüşün farklı olur. bakkala, manava başka türlü davranırsın. bunun için sana kimse puan yazmaz tabii ama anlarlar. orada birisi farklı yürüyordur." şarkılarla geçtim aranızdan, kazım için bir film.
daha fazla bilgi için: www.kazimkoyuncufilmi.com
ümit kıvanç'ın ellerine sağlık. gerçekten 3.5 saat süren, insanın kendi duruşunu bile sorgulamasını sağlatan, yürek burkan, iç ezen, sevindiren, güldüren, eğlendiren, ağlatan bir film. aynı havayı solumuş olduğuma, aynı topraklarda büyümüş olduğuma, aynı yerlerden geçmiş olduğuma sevindiğim bir adam, kazım koyuncu.
ilgilenenler için ayrıca: kazım koyuncu web sitesi: www.kazimkoyuncu.com
15.02.2008
bir hayat nasıl yaşanır? rastlantısal, seçmediğin, içine doğduğun zemin, ortam, dünya nasıl kendine çevrilir? insan nasıl kendine bir yol edinebilir. yazmak, söylemek nasıl bir duruş biçimidir. şarkı söyleyen çocuklar, “yaramaz çocuk”lar nasil bir duruş sergileyebilir. ve neden yaramazlığı seçmişlerdir? bir insan nasıl kendisini kıyasıya, kendisini ve içinden çıktığı toplumu eleştirebilir; ama üzmeden, ama kırmadan, ama seviyesini bozmadan. nasıl olur da böylesine dolu dolu yaşanmış, şiir gibi bir hayat, şiir gibi bitebilir. böylesine bir rastlantı mümkün müdür? bunun adı rastlantı mıdır? konser salonlarından, konser meydanlarından bir hareket yaratılması fikri mümkün müdür? böylesine bir hareketi düşünmek şairane değil de nedir? sahnelerin olmadığı bir dünyayı düşünmek, tasarlamak, dillendirmek, herkesin şarkı söyleyerek yaşadığı bir hayatı istediğini söylemek, sahnedeki için, bildiğimiz anlamdaki sahnedekiler için ne kadar zor ve imkansız ve kendi iktidarına karşıdır.
abartmıyorum, şüphesiz bireylerin abartılmasına, durumların abartılmasına karşı olmak gerekir. eminim kazım koyuncu da bu denli abartılmasına izin vermezdi, tüm mahcubiyetiyle. ama böylesi bir hayat, böylesi bir duruş da, yazılmadan geçemezdi.
ümit kıvanç'ın yaptığı, kazım için bir film'i izledim. izlemedim aslında içindeydim, içine girdim, yaşadım. bir karadenizli olarak, trabzon sahil yolu'na itirazların, tüm karadeniz'deki kanser vakalarının çoğalmasının, bir coğrafyanın içinin kanamasının içindeydim. içinden uçan yollar geçen bir kentin, denizle aramıza kocaman bir duvar örülmesinin içindeydim.
tüm tanıdıklarımın, yakınlarımın, ailemin, arkadaşlarımın yaşadığı tüm kanser vakalarını, hastalıklı bir bilincin, bir coğrafyaya hastalık bulaştırmasını, uçurumdan itmesini hatırladım.
“şarkı söyleyerek bir bilinç yaratılabilir mi? bir duruş sağlanabilir mi?”nin cevabı şair ceketli çocuk: kazım koyuncu.
sürekli gülen yüzüyle, sürekli dik duran başıyla, şarkılarla geçti aramızdan kazım koyuncu.
ellerine sağlık ümit kıvanç.
daha fazla, daha fazla, daha fazla bilgi için bkz.
gecetreni: www.gecetreni.com
haysiyet: www.haysiyet.com
26.02.2008
no edebiyat ve sanat seçkisi'nin 3. sayısı, güz sonu 2008 tarihiyle, bugün çıktı matbaadan. yakında tüm kitabevlerinde. "kırk merdiven" şiirimle varım ben de bu sayıda. sadece bir küçük hatırlatma: inatla ve itinayla, yıllardır belletmeye çalıştığım, yıllardır doğrusunu yazdırmaya çalıştığım imzam, ismim yine yanlış yazılmış: Ender Emiroğlu
çok mu zor bir ismi "enderemiroğlu" olarak yazmak. formata çok mu aykırı. çok mu yanlış. herkesin ismi ve soyismi tek formatta mı olmalı yahu? benimki böyle, ben böyle yazıyorum, bunu tercih ediyorum. ki etmediğim kavga kalmadı, ismim böyle yazılsın diye. bu kadar mı anlaşılmaz birşeydir yahu bu? ben mi çok takılıyorum yoksa alışkanlıklarını geçemiyor mu karar vericiler, yazıcılar, editörler, düzeltmenler? inat edeceğim bu konuda, daha da inat edeceğim. bu böyle biline!
uzundur, mor taka dergisine ne yazı vermiştim, ne de şiir. nisan'da çıkması planlanan yeni sayısının kapak konusu graffiti. bir kısa yazı yazdım, bir de şiir verdim mor taka dergisine. ilgililere.
ihsan deniz aradı bu arada. trt 2'de yayımlanan "sesler kalır" programı için, "oktay rifat"ı anlatmamı istedi. mayıs ayının ortalarında yapılacak çekimler. mayıs sonu gibi yayında olacak sanırım.
garajistanbul, ilgilenenlere keyifli, yeni sanat mekanı. gidilmeli, görülmeli. www.garajistanbul.com
bu arada, ayhan kurt'a selamlar, sevgiler buradan. o beni duyar nasıl olsa.
26.02.2008 yine
turgay kantürk'le konuştuk. kesinlikle format sorunundan değilmiş, tamamen atlanmış ismin yazımı. o yüzden Ender Emiroğlu olarak çıkmış, bir sonraki sayıda mutlaka düzeltiriz dedi, enderemiroğlu olarak.
"kırk merdiven" şiirimdeki en son 1 numaralı dörtlük de, dörtlükler bittikten sonraki bölümle birleşmiş yanlışlıkla, işte sana tashih. sağlık olsun, yanlış olmasın da, sağlık olsun. düzgün, doğru hali burada, sitede var en nihayetinde. buraya baksın, buradan alsın edebiyat tarihçileri.
05.03.2008
"milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır. eğer bir adam bir marşa ayak uydurup emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi... benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir. aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz. yalnız bir pasifist değil, militan bir pasifistim. barış için savaşmaya gönüllüyüm. insanların kendileri savaşa gitmeyi reddetmediği sürece hiçbir şey savaşı durduramaz."
albert einstein
23.03.2008
"üzgün kediler gazeli", haydar ergülen, merkez kitap. metin altıok ödülü'nün sahibi. güzel! kutlarım.
24.03.2008
istanbul modern'de, müzenin baş kuratörü rosa martinez kuratörlüğünde yapılmış, müzenin ilk uluslararası sergisi: çekim merkezi.
"serginin adı olan 'çekim merkezi' çokanlamlı bir ifade. fizikte çekimin merkezi, objenin kütlesinin yoğunlaştığı yerdir. konumu objenin biçimine ve yoğunluğuna bağlı olduğu kadar, çevresinde yer alan ve karşılıklı ilişkide olduğu güçlerle de ilgilidir. bu kavram, sanatta, yeni, anlamlı kavramsal ve estetik dünyalar kurmak amacıyla, kararlılık ve belirsizlik arasında sürekli olarak devam eden oyunu anlatmak için de kullanılabilir."
ve bu sergide, richard wentworth imzalı bir iş, bir enstalasyon var: "false ceiling / sahte tavan"
ki genel olarak "çekim merkezi" sergisinin tanıtımlarındaki görsel unsur olmuş, ana fotoğrafı olmuş iş.
ve ilk kitabım "kararan" orda, havada asılı. içinden bir çelik tel geçirilmiş, kitap sağanağı halinde. başımızın üstündeki gökyüzü değildir gibi.
ne güzel bir rastlantı. öylece kalakaldım. durdum baktım. birdenbire rastlaştım. tuhaf duygu. evet evet kalakaldım.
18.04.2008
sunumlar, dersler, eğitimler, söyleşiler, yazılar, şiirler sezonu:
19 nisan'da, yarın, 1-0 eğitim ajansı'nda "yaratıcılık süreci" konulu bir sunum yapacağım.
22 nisan'da, bahçeşehir üniversitesi'nde "yaratıcı arayış" başlıklı bir söyleşi yapacağım.
25 nisan'da, doğu akdeniz üniversitesi'nin davetlisi olarak, kıbrıs'ta "etnik sentetik" başlıklı bir söyleşi ve imza günüm var.
-mortaka dergisinin "grafiti" kapak konulu son sayısına bir şiir, bir de yazımla katılıyorum.
-mayıs ayı içerisinde, trt2'de yayımlanan, "sesler kalır" kültür edebiyat programı için "oktay rifat"ı anlatacağım.
- kırmızı dergi'ye, son sayısında "kırmızı ödülleri" değerlendirme yazısı yazdım. önümüzdeki sayıda "ben yapmak isterdim" yazımla, yine kırmızı dergi'deyim.
- reklam dergisi'nin reklam yazarları özel sayısında, uzun bir röportajla varım.
- yıllar önce kitap haber dergisi'nin haber yaptığı bir konu, şimdi de bir kitap olarak karşımıza çıkıyor: "reklamcı şairler" ya da "şair reklamcılar".
benim de dahil olduğum ve hazırlık aşamasında olan kitap, mediacat dergisini de hazırlayan kapital yayınları tarafından, sayın gürkal aylan'ın editörlügünde hazırlanıyor.
benden şimdilik bu kadar.
ilgililere, ilgilenenlere, bilgidir.
21.04.2008
bugün itibariyle, 1 ocak 2005 - 1 nisan 2008 tarih aralığında, enderemiroglu.com sayfasını ziyaret edenlerin dünya çapında ülke, ve türkiye çapında kentsel sıralamasına ulaştım; ve ziyaretçilerle paylaşmaya karar verdim:
dünya çapında ülke sıralaması (en çok ziyaret alınan ülkeden en aza doğru):
türkiye, amerika birleşik devletleri, rusya, ingiltere, almanya, fransa, hollanda, kanada, çek cumhuriyeti, moldovya, polonya, avusturya, kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti, ispanya, slovenya, lüksemburg, çin, romanya, isviçre, fas.
türkiye çapında kent sıralaması (en çok ziyaret alınan kentten en aza doğru):
istanbul, ankara, izmir, konya, antalya, kayseri, samsun, trabzon, bursa, adana, manisa, izmit, diyarbakır, malatya, erzurum, gebze, eskişehir, zonguldak, balıkesir, muğla, içel, adapazarı, afyon, van, elazığ, çanakkale, tokat, antalya, aydın, kütahya, bolu, iskenderun, çorlu, kırıkkale, yozgat, erzincan, gaziantep, isparta.
şimdilik.
28.04.2008
kıbrıs gezisi. kıbrıs gazetesi'nden sayın bedia balses'in davetiyle, 25 nisan cuma günü, doğu akdeniz üniversitesi'ndeydim. gayet keyifli bir söyleşi, gayet keyifli bir deneyimdi. burada birşeyler yapmaya, yazmaya çalışırken, oradan da görünüyor olduğunu bilmek gerçekten çok keyifliydi.
ve kıbrıs devam... sonrasında girne amerikan üniversitesi'ndeki "living in between" isimli göstergebilim kongresini takip ettim. ve gerçekten tam deyimiyle "tamamım!". sayın ziya tanalı'yı, sayın zeynep onur'u ve sayın hikmet uluçam'ı tanımak çok büyük keyifti.
uluslararası semiyotik derneği'nin (iaas) başkanı eero taratsi, bir önceki dönem başkanı roland posner ve sidestreets'ten johann pillai.
keyifli ve kesinlikle öğretici bir deneyimdi.
iki arada, bir adada!
sidestreets'deki "mahremniyet" sergisini gezdim, anber onar'ın yarattığı mucizeyi gördüm, kaktüs tarlalarından geçtim ve ahşap arabaların üzerindeki örtüyü kaldırdım, denize baktım... büyükhan'ı, arapahmet'i gezdim, lokmacı kapısı'ndan geçemedim tabii ama, koridor hissini bildim. emin çizenel'in keçe resimlerini gördüm, boyanmış bir 74 volkswagen'le girne'den geçtim. erguvanlar, laleler, taşlar, duvarlar ve metaller.
tamamım!
28.04.2008 devam
“Bu eğitim süresince yapılacaklar, yaptığı işle olduğu kadar kendisi ile uğraşan bir insan olmak için, yaşamını tamamlamaya yüz
tuttuğunda ‘iyi ki yaşadım’ gibi bir cümle kurabilmek içindir; eğer hayatta kalmak ve yaşamak farklı şeylerse yapmak, söylemek, ne
yaptığını söylemek, kendine bakmak, bunları yaşamakla eş anlamlı kabul etmekten kaynaklanıyor. Böyle insanlara dönüşmenizi umuyoruz. Hepiniz eninde sonunda rasyonel sonuçları olan sanatçılar olacaksınız. Başka bir şey değil bu. Çünkü mimarlık eğitiminin genelde; çok genelde, bir uyarı olduğunu düşünüyorum, düşünüyoruz. Yürek titretmek görevinizdir”.
ziya tanalı, 1997, temel tasar dersi, ilk gün konuşmasından
"Tüm eğitim boyunca ortaya konulan görüş ve düşünceler ile eğitimin hedefi “kişiliğin eğitilmesi” olarak adlandırabileceğimiz bir yaklaşım olarak algılanabilir. Bu, her tasarım disiplininde olduğu gibi, mimarlık eğitiminde de hiç değişmeyecek ve hep var olacak hedef olan “yaratıcılığı” ortaya çıkarmayı amaçlayan ve bunu yapabilmek için kişinin kendi kişiliğinin eğitilmesi görüşüdür. Doğru bir kişilik oluşursa, yapıtların da doğru (yaratıcı) olma olasılığı da artacağı düşüncesi ile, nesneye değil de, nesneyi aracı kılarak, ahlaklı bir kişiliği geliştirmeye yönelik ”bir yöntem” uygulanmaktadır, “o bilginin nesnenin içinde bulunduğunu bilerek”.
Kuşkusuz hiçkimseye düşünebilmesi veya nasıl düşünülmesi gerektiği öğretilemez, ama kişinin kendi kişiliğinin farkına varması, kim olduğunu anlaması, kendi kişiliği ile yüz yüze gelmesi ve kendi duyarlılıklarını gündeme getirmesinin öğretilebilmesi amaçlanmaktadır.
Bu süreçte “kendi gibi olmanın” ne demek olduğu, sahici olmanın ne demek olduğu; bu işe başlamanın, “olmak” anlamına da gelmeyeceğini “öz ve biçim arasındaki ilişkiyi kurarken kendileri ile yüzleşebilecekleri, bu çizgide suçlunun da, savcının da, yargıcın da kendileri olması gerektiği” ve bunun önemi ortaya konulmaya çalışılmaktadır."
zeynep onur, mayıs 2005, "uyguladığınız eğitim politikası nedir?" sorusuna cevaben
benim de, şüphesiz naçizane, şüphesiz haddimce, eğitimden anladığım budur.
daha ne denilebilir ki?
bütün diyeceklerim bu kadardır.
08.05.2008
semih kaplanoğlu, yumurta, keyifli bir film, geç izlesem de biraz, izlediğime sevindim.
mortaka'nın 10. seferi yola çıktı, bir şiir ve bir yazıyla ben de tayfalar arasındayım.
no dergisi'nin 4. sayısı için şiir hazırlıklarındayım.
sevgili yücel kayıran, itaki dergisi için bir şiir ve "şiir ve din" konulu bir yazı istedi, yazacağım, göndereceğim.
kıbrıs gezisi ve söyleşisi hakkında sayın bedia balses'in köşesi ve haberi yarın yayında olacak;
ayrıntılı bilgi için bkz. www.kibrisgazetesi.com'dan bedia balses köşesi.
ali rıza esin, www.exlibrary.com sayfasının üzerinden bir e-dergi çıkarma hazırlıklarında. 1 haziran'da yayında olacaklarını söylüyor.
"akide bir geceye" ve "göl hikayeleri" ile, ve belki de birkaç şiir ile de, ekleneceğim ben de e-dergiye.
ilgililere bilgidir diye.
08.05.2008 devam
günümü, gecemi ve belki de hatta ömrümü kurtaran bir okur mektubu:
"Kitaplarınızı az önce elime aldım. Kargo poşetindeki yazının size ait olduğunu fark ederek, poşeti saklamaya karar vermiştim ki, kitapların içerisindeki zarif hattınızı gördüm, mutlu oldum. Kitaplarınızı henüz tükenmemişken bir kitapçıdan alabilmek, uygun bir vesile ile bizzat imzalatmak isterdim. Bu şekilde, sizi zahmete sokarak muradıma erebilmiş olmaktan hicap duydum aslında.
Dünyada sizin varlığınızdan da haberdar olmuş olmaktan pek memnunum. Ve dahi gösterdiğiniz kadarına şahit olmaktan. Tanımak başka bir şey elbette; anlayabilmek ise başlı başına bir had meselesi. Ben sizi sanmaktan da memnunum."
başkaca da bir şey demem!
09.05.2008
kıbrıs doğu akdeniz üniversitesi'ndeki söyleşim, kıbrıs gazetesi'nde, sayın bedia balses'in kalemiyle haber olmuş, oldu:
enderemiroğlu kıbrıs gazetesi haberi.
uluslararası istanbul şiir festivali, 13-17 mayıs'ta, istanbul'da!
gerisini okur bilir, ben bilmem!
anasayfa
www.enderemiroglu.com