hakkında |
İçimizdeki Kapılar
En çok kendi kapımı çalarım, en çok kendi kapım kapanır yüzüme. En çok kendim tıkarım girişleri, en çok kendi açılımlarımı kapı yaparım içime. Sezai Sarioğlu'nun dediği gibi "devlet" kesilirken insanlar birbirine, güç yarışçıları kalemlerini ok niyetine kullanırken her kapı bir turnusol kağıdı gibi olurken sorarım: Sevda ne yana bakar, hangi kapıyı açar? Yaşam ne yöne akar, söz ne zaman yıkar? Ne zaman kapılar duvar olur geleceğe? Ne zaman sıvanır sesler iletişimin gelişmiş yetersizliğinde? Hangi kapıdır maskesiz yüzlerin kontrolsuzluğunu sergileyen, hangi yalancı beklentidir sevda emicilerini besleyen? Ayna denilen o paslı yüzleşmenin uzağında öfke artıklarıyla beslenen kontrolsüz ve dönüşsüz kilitler var etrafımda. Bu dönüşlerden düşmemek ve pes etmemek adına sürgülerim kendimi kendime. Apaçık belli ki artık insanlığın ekvator çizgisi olmuştur kapılar. Açılmayan nice düşün girişinde bir turnusol kağıdına dönerken şifreli aşklar, bir suskunluk peydahlanır içime... Hiçliğin arifesinde kâh bir erguvan zamanı, kâh bir zerdali akşamı, kâh bir cemile pembesi girerken lafa ve bir elbise gibi giydirilip çıkartılırken anlamlar insanlara, görürüm ki yokluktur açılan kapılarda. Hep sorarım kapıların önünde gerçek giriş açısı nerde diye? Hep bakarım kaç yönlü duruşu vardır olayların, insanların, mekânların süslü ve cilalı girişler karşısında. Bazen giriş kapılarının anahtarsızlıklar karşısında taviz ya da çıkar çeşitlemeleri aracılığıyla çilingirlerin eline düştüğüne şahit olurum. Düşsel ya da düşünsel anlamda girilen her kapının yeni odaya, her odanın yeni kapıya açıldığına/kapandığına tanık olurum... Her sevda kapı olurken en derin yalnızlaşmaya, her veda ulaşılmazlığın, imkânsızlığın muştusunu verir insana. Ve bilirim ki her kapı bir uçurumu gebe bırakır zamana. Ve sözler zincirler girişleri, öfkeler kilitler ilişkileri. İlişkiler düzeneğinin ortasında dar ve karanlık koridorların irkilmesinin resmine dönerken yaşam, kapılarım nereye, ne yöne, ne yana açıktır diye durduğum yere bakarım... öteki kapımdan gel bunu açamazsın diye davet gönderirken Atilla İlhan açılmazlığın tanıdıklığıyla kapıların ardında kalan tek gerçeğin kendim olduğunu hatırlarım. Hiç bir kapının hiç bir tokmağına, hiç bir girişin hiç bir kilidine kalemimi, ruhumu, etimi anahtar yapmamak adına her iki taraftan bakıyorum yeniden kapılara. Yaralanan anlamların bölünmüşlüğüyle duyuyorum ki tıklatılıyor kapılar. Değişip dönüşen, dönüşüp dövüşen değişkenlikleri sorgularken mağlup bir düzende galip gelme ihtimalsizliğiyle kendime açılmayan her kapıyı altın kaplamalı olsa da ardımda bırakmaya hazır yüzümle duruyorum hep kendi içimde... Kendime açılmayan her kapıdan vazgeçilebilirlik bilinciyle... Herkesin birbirine benzediği yerde hiç kimse yoktur.
giderken giderken dilin batıyordu mührü destan bildim giderken gözün gidiyordu rengi kandan derdim giderken sarı boyuyordu tenin kiri yarım eldim giderken kum akıyordu çölü sende geçtim giderken ağzın sızıyordu elmas kana verdim ... giderken dilim ağrıyordu seni sustum kaldım giderken etim eriyordu dört yan ol cam handım giderken otağ kalkıyordu toprak testi kandım giderken duman sarıyordu âlem göğe baktım giderken yollar uzuyordu haber gelmez candım enderemiroğlu (istanbul)
Hüzün yok hiç içimde
Bak sayıklıyorum yine, g\s\özlerim yuvarlanıyor durmadan, dağdan kayala \nı\r gibi... Bakışlarımın netliğini ayarlıyorum, nefesimi, ıslatıp ıslatıp sıkıyorum \s\gözlerimi ve her sen olmadığını kavradığımda, toz bulut olmak istiyorum ama ol deyince olmuyor ki... Ağırlaşıyorum, kıpırtısız kaçıyorum, kaçıyorum kaçıyorum... Hiç bir yere varıyorum, sensiz, sesinsiz, çağdoş aktivistlere dönüyorum. Anlam dokumasız, dokunmasız, pembe beyaz dizi\e\lerde kahraman figuranı oynuyorum; sergileyemiyorum kendimi ya da beğenmiyorum sergilediğimi...Biz kimiz, O` nlar, oyunsuz oyuncularla, oyuncusuz oyunlar, medyatikler, kimler ne yapıyorlar, kimlere ve bu kaçıncı kere?... Ben ben değilsem, sen, o, hiç...
Zamana Asılı Mektuplar:
Başucundaki Kitaplar: Yazılmamış Beş Kitap İçin Beş Önsöz (F. Nietzsche)
http://www.kibrisgazetesi.com/index.php/cat/1/col/106/art/4907/PageName/Ana_sayfa
|