enderemiroğlu

 
kitaplık
metinler
hakkında
fotoğraflar
 
     

Modern Zamanlar III

 

“Zor be anne, çok zor!”

 

Bireyselleşmenin çağlarındayız. Modern toplumlarda, büyükşehirlerde yalnız kalma zamanlarında. Herşeyi olup da hiçbir şeyi olmayanların anlamında. Bu kadar büyütüp büyütüp, kurgulayıp ince eleyip sık dokuduğumuz, insan etiyle doyan bir sistemde, ayakta durmak çok zor be anne. Eşref-i mahlukat olsan ne yazar.

O yüzden dokunuyor bize Issız Adam. O yüzden tam da yumuşak karnımıza değiyor film. Tam da içimize içimize okuyor Ayla Dikmen şarkılarını. Eski 45’liklerin, eski pop albümlerinin tekrar tekrar raflara çıktığı zamanlarda. Ama bu arada atladığımız öyle bir şey var ki, öyle derin, Ayla Dikmen’i bir televizyon programına davet edecek kadar belleksiziz. Öylesine, “gibi”yiz. Yoksa Ayla Dikmen bahane, “gibi” durmak şahane.

Aksayan, tıksayan yerlerini bile görmezden geliyoruz filmin. Fetiş objeler halinde, bir toka, bir plak üzerinden ilerliyor yalnızlığımız. Büyük şehirde büyük olmuş ama kendisine yabancılaşmış biri. Hepimizin hayatı aslında, hepimizin ilişki biçimleri. Herkesin unuttuğu, unutmak zorunda olduğu ilişkiler gibi. Yok mu sizin yıllar sonra karşılaştığınız, sizin yokluğunuzda kendi başına ilerlediğini gördüğünüz, dönüp de sarılmak istediğiniz ilişkieriniz. İşte tam da oradan yakalıyor herkesi. Satır araları daha derin filmin. Daha bir sakin okumak gerekiyor, daha bir dingin, daha bir duvarsız. Peki bir aşk filmi mi bu? Aşk filmi temelinde sistem eleştirisi mi? Modern zamanlar iğnelemesi bence. Bu zamanda insan olmanın eleştirisi.

“Kadınların ıssız, upuzun, yarı karanlık koridorları vardır.” yazmıştım bir zamanlar bir yerlerde. Herkesin aslında, upuzun, yarı karanlık, geçerken ürktüğü, her çıtırtıyı duyarak ağır aksak ilerlediği koridorlar. Hayatınının bir anında mutlaka yürüdüğü bir koridor vardır. O koridorun filmi bence Issız Adam.

İşte tam da o koridorun müziği Yasmin Levy. Yasmin Levy’den Gracias a la Vita parçası. Gene o koridorun filmi “Into the Wild”. izlemediyseniz mutlaka şiddetle tavsiye ederim, Sean Penn, yazmış yönetmiş, gerçek bir hayat hikayesinden sinemaya uyarlanmış.  Daha sert, daha gerçek, daha küt diye.

Eskiden izlediğim bir film vardı, bende enterasan, ciddi bir iz bırakmıştı: “Tarafsız Bölge / No Man’s Land”. 2001 yapımı, genç yönetmen Danis Tanovic’in ilk filmi olan, hem yazdığı, hem yönettiği, hem de müziklerini yaptığı filmin sonunda, bir adamı bir mayının üzerinde yatarken bırakıyordu, ve filmi bitiriyordu. Öyle kalmıştım, biz şimdi salondan çıkacağız, o mayının üzerinde yatan adam orda öylesine kalacak, kalkamayacak, çünkü kalkarsa mayın patlayacak diye. Son sahne hâlâ aklımdadır, adam hâlâ mayının üzerinde yatıyor benim hafızamda. Hayatımda bir yığın film izledim, keyifli, güzel, enterasan. Ama Tarafsız Bölge’deki, mayının üzerinde yatan adam hâlâ orada, hâlâ cam gibi aklımda.

Aslında hepimiz, mayının üzerlerinde yatan insanlarız. Hepimizin altında kocaman kocaman mayınlar var. Ayağa bir kalkarsak patlayacak, ayağa bir kalkarsak toz duman. Ayağa bir kalkarsak yerle yeksan. Ayağa bir kalkarsak, fena, çok fena!

 

 

enderemiroğlu

Modern Zamanlar
15 Aralık 2008, Gazete Portre
http://www.gazeteportre.com/

 

 

 

Bookmark and Share


 

 

metinler anasayfa